30 Temmuz 2010 Cuma![]() |
| Ana Sayfa | Hekimlerden Yazılar | Hekim Şairler | Hekimlerden Şiirler |
Bilimin belki de en çarpıcı yönlerinden birisi; bir devirde büyük bir buluş olarak koca koca profesörler tarafından dünyaya duyurulan bilimsel gelişmelerin bir sonraki devrin bilim adamları tarafından gerçek dışı olduğunun açıklanmasıdır. Bu tür olaylarla bilim sık olarak karşılaşmakla birlikte, ben temel ilgi alanlarımdan olan ve kanımca toplum için çok önemli olan suyla ilişkili bilimsel değişimleri ele almak istiyorum. Suyla ilgilenen kesimler, daha doğrusu bu alanda yer işgal eden ve okuma alışkanlığı olanlar, 2004 yılında Dünya Sağlık Örgütü'nün "içme sularındaki nitrat bebeklerde methemoglobinemiye neden olmuyor" açıklamasıyla bir sarsıntı yaşadılar [Kaynak-1]. Çünkü suların kimyasal etkileri konusunda belki de üzerinde en çok durulan ve kesin olduğuna inanılan konulardan biriydi sudaki nitratın toksik etkileri. Kim bilir kaç kişi nitratın zararlı etkilerini inceleyerek doktorasını almış, doçent veya profesör olmuştu, ama Dünya Sağlık Örgütü'nün ifadesi netti: "geçmişte içme suyundaki nitrata bağlı olarak geliştiği gösterilmiş tek bir methemoglobinemi hastası bulunmamaktadır". Peki o zaman nereden çıkmıştı bu nitrat toksititesi olayı? Cevabı yine Dünya Sağlık Örgütü'nün açıklamasında buluyoruz: "içme sularındaki nitratın bebeklerde methemoglobinemi yaptığını düşünmemizin tek sebebi, öyle olduğuna dair olan inancımızdır". Bunların ötesinde bazı cahillerin ileri sürdüğü gibi nitratın kanser yaptığına dair hiç bir bilgi ve bulgu yoktur, hatta normal limitlerin 1-2 katı üzerindeki dozlarda dahi böyle bir etkiden söz etmek mümkün değildir. Her hekimin ve bir çok kalp hastasının son derece iyi bildiği gibi nitratlı bileşikler ilaç olarak kullanılmakta ve büyük bir fayda elde edilmektedir. Kısa bir araştırma ile herkesin görebileceği gibi içme sularındaki nitrat miktarı biraz yüksek olan toplumlarda kalp hastalıkları ve hipertansiyon daha az görülmektedir. Yine yüksek tansiyona karşı koruyucu veya destek olarak kullanılan/önerilen bazı besinlerin nitrat içeriğinin yüksek olduğunu görüyoruz (alıç, şahtere, ısırgan vb). Merak edenler araştırılarsa, hemoroit tedavisinde etkili olduğu ileri sürülen bitkilerin de nitrat içeriğinin yüksek olduğu görülebilir. Olayı biraz daha genişletirsek nitratın safra salgısının bağırsaklara geçişini kolaylaştıran/arttıran bir kimyasal olduğunu, dolayısı ile sindirime de yardımcı olabileceğini ileri sürebiliriz. Belki de en az 50-60 yıldır insanlara nitrat miktarı düşük su içirerek hipertansiyon, kabızlık, hemoroit ve kalın barsak kanseri sıklığının artışına destek olunmuştur. Ancak bu tür hastalıkları sadece nitrata bağlamak son derece zor, bu nedenle daha sonraki yazılarımızda konuyla ilgili olabilecek diğer suyla ilişkili etkenleri de incelemeye çalışacağız. Bu arada tabii ki ilgili kurumların (Sağlık bakanlıkları veya Dünya Sağlık Örgütü gibi) koyduğu nitrat limitlerinin üzerinde su tüketin demiyorum, ama limitin 50mg/litre olduğunu lütfen dikkate alın ve nitrat miktarı sıfıra yakın su tüketmek için özel bir çaba harcamayın, özellikle de ters ozmoz (reverse osmosis) yöntemiyle iyon içeriği neredeyse tamamen yok edilmiş (bazı şişe/damacana suları veya ev tipi arıtma cihazları aracılığı ile arıtılan) sulara rağbet etmeyin. [1] Fewtrell L. Drinking-Water Nitrate, Methemoglobinemia, and Global Burden of Disease: A Discussion. Environmental Health Perspectives. 2004: 112 (14): 1371-1374. Bu yazı 23/03/2009 tarihinde eklenmiştir. Bu yazı toplam 642 kez okunmuştur. Bu sitede yer alan yazıların yayın hakkı hekim.org sitesine ve yazarlara aittir, bu nedenle alıntı yaparken lütfen www.hekim.org sitesini ve yazarın ismini kaynak olarak gösteriniz, aksi uygulamalardan doğacak hukuki sorunlardan hekim.org sitesi sorumlu degildir.
|
Son Dakika Haberleri
hekim.org sitesinde yayınlanmasını istediğiniz sağlıkla ilgili yazılarınızı, hakkınızda kısa bir bilgi ile birlikte |